|
BALIKLAR
Balık nasıl alınır ve saklanır?
Yapacağınız yemeğin tatlı ve sağlıklı olması için balığın alınmasının ve
saklanmasının çok iyi bilinmesi gerekir, çünkü kırmızı etlerde olduğu
gibi uzun süre dinlendirilmeye ve terbiyeye gelmez.
Balığın
tazeyken veya tazeliğini muhafaza ederken tüketilmesi gerekir. Bu
nedenle dondurulacak balığın da satın alınırken taze olması gerekir.
Taze
balığın görünüşü son derece canlı olur. Taze balık ile bayat balığı
aşağıdaki farklılıkları ile anlayabiliriz.
1. Taze balığın gözleri parlak ve dışa bombeli olur. Balık
tazeliğini yitirmeye başlayınca gözleri buğulanmaya başlar ve daha sonra
içeri çöker.
2. Taze balığın derisi gergin ve parlak olur. Pulsuz balıklarda
bayatlamaya başladıkça derisinin parlaklığı azalır ve özellikle karın
tarafında buruşmalar meydana gelir. Taze balığa parmakla dokununca
meydana gelen çukurluk anında düzelir. Halbuki bayatlamış balıklarda bu
iz kalır. Balığın parlaklığıyla yetinmemek gerekir. Çünkü tezgahtaki
balıklara devamlı su serpildiği için parlak görünebilirler.
3. Taze balığı başından tutup kaldırınca kuyruğu aynen tepsideki
gibi dimdik kalkar. Halbuki bayat balığı bu şekilde kaldırınca kuyruk
kısmı aşağı doğru sarkar.
4. Taze balığın solungaçları canlı kırmızı olur. Balık
bayatladıkça bu renk değişir. Ancak bazı balıkçıların solungaçları
kırmızı mürekkep ile boyadklarını belirtmek lazım. Solungaçlardan aşağı
doğru akan kırmızı sıvıyı çok kişi kan zannedersede aslında bu
mürekkeptir. Böyle bir aldatmacaya başvuran tezgahtan kesinlikle balık
alınmamalıdır.
5. Taze balık hemen hemen kokusuzdur. Bayatlamaya başlayınca asit
kokusu yaymaya başlarlar.
6. Pullu balıkların pulları tazeyken vücuda sıkıca yapışıktır.
Elimizi kafadan kuyruğa doğru sürtünce pulların gelmemesi gerekir.
BALIĞIN ALINMASI KADAR SAKLANMASI DA ÇOK ÖNEMLİDİR
Balıkları dondurmadan önce hafifce tuzlamakta yarar vardır. Eti
diriliğini muhafaza eder.
Balıkları donmuş olarak muhafaza ederken dikkat edilecek önemli bir
husus ta çözülmüş balıkları tekrar dondurmamaktır.
Balıklar genelde oda sıcaklığında(20oC) 20 saat süre ile tazeliklerinden
bir şey kaybetmeden durabilirler. Bu kış ayları için geçerli olup yaz
aylarında klimasız mahallerde bu süre oldukça kısalır. Eğer bu süre 20
saati geçecekse muhakkak temizlenip buzdolabına konulmalıdır.
Buzdolabının +5oC’lık hacminde 3 gün, tek yıldızlı buzdolaplarının
buzluklarında ki, buranın sıcaklığı 0 ila -5oC arasındadır, 14 gün
saklanabilir. Daha uzun süreli saklamalar muhakkak üç yıldızlı
buzdolaplarının -18oC’lık “deep-freeze”lerinde veya bağımsız
“deep-freeze”lerde yapılmalıdır. Deep-freeze”lerde saklama süreleri
hamsi, sardalya gibi küçük balıklar için 3 ay, 3 ila 4 adedi bir kilo
gelen çipura,lüfer gibi balıklar için 5 ila 6 ay. Beheri 1 kilodan büyük
balıklar için ise 6 ila 8 aydır. -25ºC’lık “deep-freeze”lerde ise bu
süre yaklaşık %50 artar.
Balıkların dondurulmadan önce temizlenmesi gerektiğini belirtmiştik.
Ancak hamsi, sardalya ve gümüş gibi balıklar bunun istisnasıdır. Bu
balıkların temizlenmeden saklanması gerekir. Dondurduğunuz balıkları
çözdüğünüz taktirde tekrar dondurmamalısınız bakteri üremesi açısından
sakıncalı olabilir. Bu nedenle donduracağınız balıkları aile nüfüsunuza
göre iki veya üç kişilik porsiyonları içeren öğünlere bölerek dondurmak
yukarıdaki problemin halli için tavsiye edilir. Balığı dondurmadan önce
porsiyonlara bölüp aluminyum folyo veya asetat ile ambalajlamalı, ve
üzerine balığın cinsini, dondurulduğu tarihi içeren bir etiket (stiker)
yapıştırmalısınız. Ambalajları önce buzdolabının 0 ila +5oC’lık
bölümünce birkaç saat soğutmalı, bilahare derin dondurucuya
koymalısınız. Bu işlem esnasında derin dondurucunuzu “şoklama” konumuna
getirmelisiniz. Balığı çözeceğiniz zaman ise, iri balıkları buzdolabının
normal kısmına alıp bir gün dinlendirerek çözebilirsiniz. Haşlanmış
küçük karidesleri ise hemen sıcak suya atabilirsiniz.
BALIK LEZETLİ VE SAĞLIKLI BİR BESİNDİR.
Bol
miktarda madensel tuzlar ve mineraller, fosfor, kalsiyum, iyot, flor, A,
B1, B2 ve D vitaminleri içeren balık, hem çok sağlıklı hem de lezzetli
bir besindir.
BALIK NASIL TEMİZLENİR ?
PULSUZ VE KÜÇÜK BALIKLAR
Pulsuz ve küçük boydaki balıkları temizlerken bıçağa gerek yoktur.
Balığı sol avucunuzun içine alıp sağ elinizin işaret ve baş parmağı
vasıtasıyla balığın kafasını kopararak ve sonra baş parmağınızı karnına
sokup yararak temizleyebilirsiniz. Ardından bol suyla iyice yıkamanız
gerekir.Balıkları kılçıklı bırakabileceğiniz gibi, pişireceğiniz yemeğe
veya kendi arzunuza bağlı olarak fileto da çıkarabilkirsiniz. Bu işlem
için karnını yardığınız parmağınızı hiç çıkarmadan kuyruğa kadar
yürütmek ve sonra kılçığı ileri geri hafifce oynatıp yumuşak
hareketlerle yerinden çıkarmak gerekir. Bu balıklar küçük olduğu için
filetoları genelde birbirinden ayırmaya gerek yoktur. Filetoları açık
veya kapanmış olarak kullanabilirsiniz. Bunun istisnaları ile filetonun
ne şekilde kullanılacağı yemek tariflerinde belirtilmiştir. Sardalya
pullu balık olmakla birlikte yine aynı yöntemle ayıklanır. Ancak
ayıklamadan önce parmaklarınızla pullarını kazıyabilirsiniz. Bu işlem
için bıçak kullanmaya gerek yoktur, çünkü pullar iri ve yumuşak olduğu
için parmak temasıyla yerlerinden ayrılırlar.
ORTA BÜYÜKLÜKTE VE PULSUZ BALIKLAR
Uskumra, kolyos, istavrit, çinekop gibi orta büyüklükte ve pulsuz
balıklar ise bıçak yardımıyla temizlenmelidir. Anüs üzerine bıçakla
küçük bir kesik attktan sonra balığın karnı yarılarak iç organları dışrı
çıkarılarak karnı temizlenir. Bu arada solungaçlarının da koparılarak
çıkarılması gereklidir. Temizlenmiş balığın içi ve başı bol su ile iyice
yıkanmalı ve karın çevresindeki siyah zarlar ile kan pıhtıları bıçak
ucuyla iyice temizlenmelidir.
Palamut,
torik gibi balıkların karnını tamamen yarmak gerekmez. Anüsün üzerine
atacağınız derince bir bıçak kesiğiyle bağırsakların vücuttan ayrılması
sağlanır. Karın az yarılarak bıçak ucuyla iç organların tamamı dışarı
alınır. Palamut ve torik gibi balıkları iki şekilde doğrayabilirsiniz;
dilimlemek veya fileto çıkarmak. Eğer tava veya yahni yapacaksanız
balığı 1 parmak (2 ila 2.5 santim) kalınlığında dilimler halinde
kesebilirsiniz. Fırın balık için fileto çıkarılması daha iyi olur.
Fileto çıkarmak için balığın kuyruk kısmından başlayıp kılçık
paralelinde balığı ikiye ayırmak gerekir. Palamut ve toriğin baş
kısmında fazla bir şey olmadığından kuyruğu ile birlikte kesip
atabilirsiniz. Eğer bu balıklardan lakerda yapacaksanız dilimlerin
kalınlığı iki misli yani asgari 4 santim olmalıdır. Lakerda için balık
temizlenmesi özel itina ve işlem gerektirir, bunun için ilgili bahise
bakmanız tavsiye olunur.
Çingene palamutu, uskumru ve kolyoz gibi balıklar yeterince büyük
olmadıklarından dilimleme veya filetolama yapılmaz. Ancak çingene
palamutları karnı tamamen yarılarak, sırt derisi kesilmeksizin iki yana
açılabilir.
PULLU BALIKLAR
Pullu balıkların ise önce pullarının kazınması gerekir. Bu işlem için
balığı yatırıp kuyruğundan tutarak bıçağı her iki yanına birkaç defa
sürtmek gerekir. Balığın derisinin ve etlerinin zedelenmemesi, balığın
kesilmemesi için bıçağı dik tutmak gerekir. İç organlarının temizlenmesi
aynen palamutta olduğu gibidir. Balık büyüklüğüne ve yapılacak yemeğe
göre bütün bırakılır veya fileto çıkarılır. Pilaki yapılması
düşünülüyorsa kalın dilimlere bölebilirsiniz. Lüfer büyüklüğüne göre,
kofana ise mutlaka fileto yapılmalıdır. Sarı kanat ise lüferin küçüğü
olduğundan iki tarafı boyunca bıçakla çizilerek bütün bırakılır.
Çinekopu ise çizmeye dahi gerek yoktur.
Lüfer, çinekop, sarıkanat, kofana, levrek, çipura ve özellikle
çorbaya uygun kırlangıç, öksüz, adabeyi ve iskorpit gibi balıkların
kafaları koparılmaz. Özellikle ilk gruptaki balıkların yanak ve
beyinleri çok lezzetlidir.
TULUM ÇIKARTMA
Bazı pullu veya pulsuz balıkların derisi oldukça kalındır. Örneğin
sinarit veya dil balığı gibi. Bu balıkların derisini komple
çıkarabilirsiniz. Bu işleme tulum çıkartma denir. Bu durumda bıçağınızın
ucunu kuyruk kısmından derinin altına sokup biraz ayırmak ve sonra
oradan
tutp yavaş yavaş yukarı doğru çekmek gerekir. Gerekirse arada
bıçağınızla tulum çıkartmaya yardım edebilirsiniz. Bu işlemlerden sonra
bolca akan kan temizlenmelidir.
Pullu balıkların temizlenmesinde pullar etrafa saçılır ve eğer bu işlemi
mutfağınızda yapıyorsanız etrafı batırır. Bu nedenle balıkçıda
temizletmeyi tercih etmeniz önerilir.
BALIK SAĞLIKTIR
Balıkta şeker, karbohidrat yok denecek kadar azdır. Protein açısından
ise son derece zengindir. Bu özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı
bir yiyecektir. 100 gram yağlı balık yaklaşık 22 gram, yağsız balık ise
10 gram protein içerir. Balık aynı zamanda proteininden en çok
faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu bu proteinin %93’ünden
faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve diğer beyaz etlerde çok düşüktür.
Balık az karbohidrat içermesinin yanı sıra madensel tuzlar ve mineraller
açısından son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot ve
flor içerir. Balık eti A, B1, B2 ve D vitaminleri açısından da
zengindir.
SİYAH ETLİ-BEYAZ ETLİ BALIKLAR
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre
kirliliğine rağmen balık çeşitleri açısından son derece zengin bir
ülkedir. Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak
sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere
nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya
elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevcsimlerde de
ızgarası yapılır. Bunlara örnek olarak barbunya, tekir, levrek, kefal,
lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi ve kırlangıçı gösterebiliriz.
Torik, palamut, uskumru, kolyoz, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş
gibi balıklar da siyah etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar
beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu
nedenle haşlamaya uygun değildirler ve hazımları daha zordur.
BARBUNYA
Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege ve Akdeniz’de
bulunur. Yerli bir balık türü olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin
kıyıya yakın olan kumlu ve çamurlu diplerinde, az olmakla beraber
kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40
cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot barbunyası ve
Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulu kaya
barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya barbununun
sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile
kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında,
çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok karıştırılan
bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre
zarfında tavası, ızgarası ve kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en
büyük farklılığı kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve
çene altında iki adet sakalı bulunur.
TEKİR
Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün
denizlerimizde avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm
arasındadır. Ege ve Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene
altı bıyıklarının uzunluğu, küt kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki
sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim yenebilecek
bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’da olduğu gibi Temmuz-Ekim
ayları arasıdır. Tavası ve kağıt kebabı çok güzel olur.
ÇİPURA
Ege’nin meşhur yerli balığı olan ve küçük sürüler halinde gezen
Çipura son yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura
Elips biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve pembemsi
yanakları ile tanınır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege ve
Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara Denizi’nde de yakalanan ve
Alyanak adıyla tanınan bu balığın maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır.
Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da
rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası,
buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük
250 ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında
pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama ve çorba için her boyu
kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız, yani ızgara veya
fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz ve lidaki bu türün küçük
çeşitleridir.
KARAGÖZ
Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı,
gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos ve
Mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur.
Yazın taşlık ve yosunluk, midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara
çekilir. Her mevsimde yenebilen bu balık, özellikle Mayıs-Temmuz ayları
haricinde daha yağlı ve lezzetlidir. Aynen Çipura gibi ızgarası,
buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg ve daha büyüklerinin
fırını tercih edilmelidir.
DİL BALIĞI
Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca
yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ilâ şubat
ayları arasıdır. Tavası çok güzel olur.İrilerinden fileto çıkarılıp şiş
veya salçalı fileto yapılabilir.
HAMSİ
1988 yılında 310.000 ton ile toplam balık avcılığımızın yaklaşık
üçte ikisini meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim ve
avcılığı dahil, 1988 yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine
kayan ağzı ve yivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’dan kolaylıkla
ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama
12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler ve çok büyük sürüler halinde
gezerler.
Karadeniz hamsisi Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak
hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere
güneye, bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da
kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer,
kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya
göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca
Marmara Hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç
etmiyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu
hamsinin sırt rengi daha açıktır.
Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein
kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler
tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara,
tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni gibi. Siyah etli balık
olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur.Yaz aylarında yağsız
olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması tercih edilmelidir.
Çeşitli yemek tariflerini “Hamsi Yemekleri” bölümünde bulabilirsiniz.
Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi tabir
edilir. Ayrıca balık yağı ve balık unu üretiminde de kullanılmaktadır.
SARDALYA
Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar
boyunca göç eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988
yılında 90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak,
tuzlanarak hatta balık yağı ve balık unu elde etmekte kullanılır.
Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve ile özdeşleşmiştir.
Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.
Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30
cm’ye kadar büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz,
İspanya’nın Atlas Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı
şeydir. Bu ülkelerde birçok yemek sardalya üzerine kurulmuştur.
Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi
Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını ve kağıt
kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir. Kasım-Haziran arasında ise
ancak pilaki ve buğulaması yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar
lezzetli olmaz.
Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği
yapılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır
ve sardalya kadar lezzetli değildir.
USKUMRU
Kolyosa çok benzeyen ve sürüler halinde dolaşan göçmen bir
balıktır. Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde
50 cm’ye kadar büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve
Ekim aylarında Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar. Mart
ilâ Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç
değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında
ve yağlı olanları uskumru, dönüş uskumrusu ise çiroz olarak
adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu
dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu
süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması çok
güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez.
Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir.
Yazın yakalananlar ise pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda
Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan
bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak yalnızca çiroz
denmeye başlanmıştır.
Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
. Uskumru ile kolyozun sırt desenleri birbirine benzemekle
birlikte kolyosun rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
. Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş ve iki çizgiden ibaret bir
“V” harfi tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
. Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük,
kolyosun ise oldukça iridir.
KOLYOS
Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler
halinde göç eder. Ayrıca Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de
bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası
yapılır. Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en ideal
zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.
LÜFER
Akdeniz,Karadeniz, Marmara, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’nda
sürüler dolaşan lüfer pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde
yaşayanları daha yağlı olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde
Karadeniz’de ve İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların
tadı muhteşemdir. Daha güney denizlerimize inildikçe yavanlaşır ve
kendisine mahsus o güzel tad ve kokuyu kaybeder.
Eylül ortasından Ocak sonuna kadar olan zamanı en yağlı ve
lezzetli zamanıdır. Bu devre içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun
da ızgarası çok iyi olur, ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım
sonundan itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre
pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı ve tavası olur. İlbharada son derece
yağsız olduklarından tava, pilaki ve buğulaması tercih edilmelidir.
Lüfer büyüklüğüne göre en çok isim alan balıktır.
Lüfer çeşitleri şöyledir:
. 10 cm’ye kadar................... yaprak (20 adet/kg)
. 11-13 cm arası.................... çinekop(16-19 adet/kg)
. 14-16 cm arası.................... kabaçinekop (10-15 adet/kg)
. 17-20 cm arası.................... sarıkanat (9-14 adet/kg)
. 21-30 cm arası ................... lüfer (4-8 adet/kg)
. 31-35 cm arası.................... kaba lüfer(2-3 adet/kg)
. 35 cm’den büyük................ kofana ( yaklaşık 1 kg/adet
veya daha büyük).
PALAMUT
Uskumru,torik ve orkinosu içeren bir familyadandır. Sürüler
halinde yaşayan pulsuz, siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili,
karnı gümüş rengindedir. Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın
çeşitleri bütün denizlerimizde görülmekle birlikte en lezzetlileri
Karadeniz ve Marmara’da avlanılan tipleridir. Karadeniz ve Marmara
palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam çizgiler halinde giden, dördü
koyu, üçü açık menevişli yedi adet bant bulunur. Ege’de yaşayan, Tombik,
Benekli Orkinos ve Yazılı Orkinos isimleri alan yakın akrabasında ise
sırttan karına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı bant
ile karın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu cinsin etinin
tadı, hakiki palamuta nazaran hiç güzel değildir. Ama çok kişi bu
özelliği bilmeyip “palamut” diye aldanır ve sonra palamuttan soğur.
Palamut avı Ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler
halinde vanoz ve çingene palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye
başlar. En lezzetli zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan
zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası biraz ağır kaçar. Bu
nedenle ızgarası ve fırını tavsiye edilir. Aynı mevsimde yahnisi de
harika olur. Diğer mevsimlerde tavası yapılabilir. Palamut siyah etli
bir balık olduğundan buğulaması ve çorbası tavsiye edilmez.
Palamutun boyuna göre isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
. 20 cm’ye kadar........................ palamut vanozu
. 20-30 cm arası..........................çingene palamutu
. 31-40 cm arası..........................palamut
. 40-45 cm arası..........................kestane palamutu
. 45-50 cm arası .........................zindandelen
. 51-60 cm arası..........................torik
. 61-65 cm arası..........................sivri
. 65-70 cm arası..........................altıparmak
. 70 cm’den büyük......................zindandelen
Torik ve toriğin büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu
nedenle tuzlama ve lakerdası tercih edilir.
LEVREK, MİNEKOP, EŞKİNE
12 değişik türden meydana gelen bu familya ılık ve tropik sukarın
sığ kesimlerinde yaşar. Vücutları iğ biçiminde ve yandan hafif basıktır.
Pulları oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz, alt
bölümleri gümüşi, alt yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1 metreyi
geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20 ila 60 cm arasında olurlar. Bayağı
levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi mevcuttur. Sırtlarındaki
çok sayıda benek ile ayrılırlar. Benekli levrek Güney Ege ve Akdeniz’de,
bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
Karadeniz’de kötek olarak ta bilinen minekop ta bu familyanın
diğer bir türüdür. Eşkineye çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm
arasında olur. 1 metreden büyük ve 20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır.
Erişkinler kıyıya yakın kayalık dipleri, yavrular ise akarsu ağızlarını
tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki vücudu sırttan karına doğru
inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı gümüşi beyazdır.
Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık
diplerde yaşıyan bir türdür. Ortalama 30 cm ve 600 gramdır. 3-4 kiloluk
irilerine de rastlanmıştır. Sırtı kamburumsudur ve koyu kahve ile
lacivert arası bir renktedir. Karnı ise sarı-beyaz menevişlidir. Başının
içinde, gözlerinin arkasında herbiri 4-5 gram ağırlığında iki adet beyaz
taş bulunur. Halk arasında bu taşların idrar söktürücü ve böbrek taşı
düşürücü olduğuna inanılır.
Genelde tek gezen, geceleri avlanan ve oyuklar arasından
süzülürcesine dolaşan bu balığın başlıca besini karides ve yavru
balıklardır.Yıl boyunca yenen levreğin çok lezzetli eti vardır. En güzel
mevsimi kış ayları ve ilkbaharın başıdır. Her türlü yemeği yapılan
levreğin buğulaması, fıfırnda kağıt kebabı ve mayonezlisi nefis olur.
Levrek özellikle şaraplı ve mayonezli balık yemeklerine çok güzel gider.
TRANÇA,SİNARİT
Trança genelde sinaritlerin irisi için kullanılan bir isimdir.
Lagos ve orfozla büyük benzerlik gösterirlerse de ayrı familyalara
mensupturlar.
İSTAVRİT
İstavrit, Marmara ve Boğaz’da balık avlamaya başlayanların ilk
tanıştıkları balıktır.Ağzı öne uzayabilen, dişleri ince, gözleri iri,
kuyruğu derin çatallı ve vücudu iğ biçiminde olan göçmen bir balıktır.
Marmara, Ege ve Karadeniz’de yaşayan yerli türleri de vardır. Marmara’da
15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında olurlar. Marmara’da boyu 10 cm’nin
altında olan küçük istavritlere kıraça tabir edilir. Karadeniz’in
doğusunda istavritler palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm boyunda
olurlar. Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye anılan tipi
sularımızda en çok bulunan türüdür.
İstavritler sonbaharda Marmara’ya iner, mayıs’tan itibaren de
Karadeniz’e geri dönmeye başlarlar. Her mevsimde yakalanan istavritin en
lezzetli olduğu zaman Kasım ila Şubat ayları arasıdır. Tavası ve fırını
çok güzel olur.
İZMARİT
Ağzı körüklü, gözleri iri, sırt-göğüs ve anüs yüzgeçleri sert
diken ışınlı bir balıktır. Sularımızda iki türü vardır: menekşe izmarit
ve istargilos. İzmaritin erkekleri dişilerden daha iri olurlar. Dişiler
20 cm civarında olurken erkekler 25 cm’ye kadar uzayabilir.
İzmarit midye, deniz solucanı ve balık yumurtaları ile beslenen
bir dip balığıdır. Eti beyaz ve son derece lezzetlidir. Tavası güzel
olur. Sonbahar ve kış aylarında ızgarası dahi yapılır. İzmaritler ızgara
yapılırken ayıklanmaz. Olduğu gibi pişirilip bilahare derisi,
bağırsakları ve kılçıkları ayıklanır. Üzerine limon ve zeytinyağı ile
kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pulları kazındıktan sonra derisi
tulum çıkarılarak yapılan tavası da çok güzel olur.
KALKAN
Karadeniz’in bu ünlü balığı bütün yassı, oval vücudu, bir tarafı
siyaha yakın diğer tarafı beyaz rengi ve beyaz tarafındaki düğmeleri ile
tanınır. Her iki tarafı siyah olan kaya kalkanı’na da nadiren rastlanır.
Kaya kalkanı daha çok Sinop, Samsun yörelerinde çıkar. İstanbul
Boğazı’nın kuzeyinde, Karadeniz’in batısında avlanan kalkan bir tarafı
siyah, bir tarafı beyaz olan bayağı kalkandır. Kalkan karadeniz içinde,
kışın kuzeyden güneye göç eder.
Her mevsim avlanan kalkan bütün sene boyunca yenebilir. En
lezzetli zamanı Ocak sonundan Mart ortalarına kadardır. Tavası çok güzel
olur. Buğulaması ve kağıt kebabı da yapılır. İlkbahar sonlarından
itibaren Ağustos ayına kadar yakalanan kalkan yavrularının tavası nefis
olur.
KEFAL
Yaz ayları dışında lezzetli olan pullu ve göçmen olmayan bir
balıktır. Bütün denizlerimizde yetişir. Sonbahar, Kış ve İlkbahar’da çok
lezzetlidir. Kefalin buğulaması ve pilakisi çok güzel olur. Ayrıca
likorinoz denilen tütsülüsü de çok makbuldur. Bir kefal türü olan
haskefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir deniz ürünü, bir
mezedir. Sarı kulak kefalin tavası ve fileto ızgarası da yapılır.
Kefal alırken çok dikkat etmek, tercihan tanıdık balıkçıdan almak
gerekir. Çünkü kefal kirli ve bulanık suları çok sever ve buralarda
diğer balıklar yaşamazken o yaşar. Örneğin İzmir Körfezi’nde diğer
balıklar yaşamazken kefal bol miktarda bulunmaktadır. Bu gibi sularda
yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike arzeder.
KILIÇ
Türkiye’mizi çevreleyen denizlerde artık nadir görülen çok
lezzetli bir balık türüdür. Akdeniz ve Ege’de yıl boyunca, Karadeniz’de
ise yalnız yaz ayları görülür. Kılıç gibi uzun üst çenesi,
lacivert-siyah sırt rengi ile tanınan bu balığın akrabası marlin bizim
sularımızda bulunmaz. Daha çok Atlas Okyanusu’nda Bermuda civarında
bulunan bu balık pişince pembemsi et rengi, kafadan kuyruğa kadar uzanan
sırt yücgeçi ve yuvarlak yerine enine yassı üst çenesiyle kılıçtan
ayrılır.
Her mevsimde yenebilen kılıçın en lezzetli zamanı Eylül-Şubat
arasıdır. Bu balığın en güzel defne yapraklı şişi olur. Izgarası ve
kağıt kebabı da yapılır.
MEZGİT
Tavuk balığı olarak ta bilinen mezgit bütün denizlerimizde
bulunmakla beraber en çok Karadeniz’de bulunur. Yaz hariç devamlı
yumurtalı durumdadır. Mezgitin yumurtalı tavası, domatesli sotesi güzel
olur.
KIRLANGIÇ
Bütün denizlerimizde bulunan kırlangıç ortalama 25-30 cm olup
nadiren 75 cm’ye kadar olanlarına da rastlanmaktadır. Sırt rengi
kırmızı-pembe, karuın ise pembe veya beyazdır. Yakın akrabası olan
öksüz’den, bu balığın pembe-gri veya komple gri sırtı, ve öksüzün ördek
gagasını andıran ağız yapısı ile ayrılır. Her ikisi de lezzetli olup
genelde kırlangıç tercih edilir. Çok gelişmiş solungaçları ve gırtlak
yapısı medeniyle uğultu, inilti gibi değişik frekanslarda ses
çıkarırlar. Bu ses nedeniyle bir birçok balıkçı tarafından inleyen balık
diye adlandırılır ve uğursuz sayılır.
Kırlangıç ızgara ve tavaya uygun değildir. Buğulaması, özellikle
çorbası çok lezzetli olur. Haşlanmış kırlangıçın ayıklanmış etleri
mayonezli veya zeytinyağ-limon sıkarak soğuk olarak ta meze olarak
lezzetle yenebilir.
İSKORPİT, ADABEYİ
Kırlangıçtan bahsedince iskorpit ve adabeyini atlamak olmaz. Her
ne kadar aynı familyadan olmamakla beraber etleri ve uygun oldukları
yemekler açısından çok benzerlik gösterirler. İskorpit bütün
denizlerimizde, adabeyi ise genelde Ege’e bulunur. İskorpitin sırt
dikenleri zehirlidir. Bu nedenle balıkçıya ayıklattırılmalıdır.
Hangi ot ve baharat hangi balıkla gider?
Baharatların büyük bir kısmının üretim yeri uzak doğudur. Çin’de,
Hindistan’da ve Güneydoğu Asya’da üretilen baharatlar uzun yıllar boyu
“İpek Yolu” diye bildiğimiz, ülkemizden geçen ticaret yolu ile ve
kervanlarla Avrupa’ya taşınmıştır. Bu transit ticaret nedeniyle ülkemiz
insanı da baharatlarla tanışmış ve bunları, uzakdoğu kadar olmasa bile
geniş biçimde kullanmaya başlamıştır.
Otların
bir kısmı ise ülkemizde üretilmekte, bir kısmı ise ithal edilmektedir.
Otlar da baharatlarla birlikte yemeklerimizi tatlandırmakta
kullanılmaktadır. Aynı şekilde ot ve baharatlar balık ve deniz ürünleri
yemeklerinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle ot ve baharatların kısa
tanımları ile kullanıldığı deniz yemeklerini aşağıda sunmaya
çalışacağız. Burada yalnız Türk mutfağındaki değil, bulabildiğimiz
kadarıyla bütün Dünya mutfaklarındaki kullanımlar esas alınmıştır
Fesleğen: Yengeç, ıstakoz ve karides gibi kabuklu deniz
ürünlerinden yapılan yemeklerde.
Defne yaprağı: Bilumum balık buğulamalarında,
haşlamalarda, balık şişte
Keraviye: Buğulama, haşlama ve dolmalarda
Zencefil: Şark usulü bütün balık yemeklerinde,
kavurmalarda, istakozda, sos yapımında, midyede
Köri: Uzakdoğu balık yemeklerinde, zencefile alternatif
olarak (zaten içinde zencefil vardır)
Mercanköşk: Balık yanında sunulan tereyağında, soslarda
ve dolmalarda
Hardal: Toz halinde güveçlerde, yapılmış olarak yengeçle
Muskat: Yengeç ve istakozla
Nane: Balık ızgaralarda, balık çorbasında, cumbo karides
tavada
Paprika: Dolma ve güveçlerde
Maydanoz: Balık yanında sunulan tereyağında,soslarda
(özellikle limon sosunda), dolmalarda
Karabiber-beyaz karabiber (tane ve toz): Bütün balık ve
deniz ürünü yemeklerinde marine etmek ve tadlandırmak için
Kırmızı biber (toz veya pul): Buğulama ve haşlamalarda,
çorbalarda, güveçlerde
Adaçayı: Dolma ve güveçlerde
Kekik: A.B.D.’de bütün deniz ürünleri ile birlikte
Tarhun: Fırın ve soslu balık yemeklerinde
Biberiye: Tadı nispeten yavan olan balıkların fırın,
soslu fırın, kavurma ve yahnilerinde
Sarmısak: Buğulamalarda, soslarda, kavurmalarda,
çorbalarda, zeytinyağlı soslarda
Ceviz: Tarator ve benzeri soslarda
Badem: Cevizin kullanıldığı yerlerde alternatif olarak
Kapari: Turşu halinde buğulamalarda
|